Hayatım boyunca kale gibi arkasında durduğum insanlar oldu. Zor günlerinde yanlarında yer aldım, yalnız bırakıldıklarında ses olmaya çalıştım.
Doğru bildiğim yolda yürürken, kişisel hesaplara değil, ilkelere dayandım. Çünkü bir gazetecinin en büyük sermayesi; güvenilirliği, tutarlılığı ve vicdanıdır.
Ne yazık ki bu duruşun karşılığında her zaman vefa görmedim. Zaman zaman haksızlığa uğradım, kimi zaman yok sayıldım, kimi zaman da emeğimin görmezden gelindiğine şahit oldum.
Ancak yaşadığım bu kırgınlıkları hiçbir zaman bir intikam malzemesine dönüştürmedim. Kimsenin tökezlemesini beklemedim, kimseyi yerle yeksan etme hevesine kapılmadım.
Benim için gazetecilik; kızgın anların, anlık öfkenin ya da kişisel hesaplaşmaların mesleği değildir.
Kalem, bir silah gibi kullanılamaz. Eğer kalem kinle tutulursa, gerçeği değil, nefreti üretir. Oysa gazetecilik, doğruyu savunurken bile adaleti gözetmeyi gerektirir.
Elbette kamuoyunda bir yanlışlık oluştuğunda, halk nezdinde bir zarar gördüğümde bunu dile getirdim. Susmadım. Ama bunu yaparken üslubumu korudum. Eleştirdim, uyardım, hatırlattım.
Yazdım ama incitmek için değil; düzeltmek için yazdım. Hedef göstermek için değil; farkındalık oluşturmak için kaleme aldım.
Dün arkasında durduğum bir insanı, bugün sadece bana haksızlık yaptı diye topa tutmadım.
Çünkü ilkesiz bir savunma ne kadar yanlışsa, ilkesiz bir saldırı da o kadar yanlıştır. Gazetecilik, rüzgâra göre yön değiştirmek değil; fırtınada bile istikameti kaybetmemektir.
Benim gazetecilik anlayışım budur.
Kalemim ne alkış için oynar, ne de intikam için yazılır.
Kalemim; vicdanın, adaletin ve sorumluluğun tarafındadır.