Bazı şehirler vardır; haritada bir noktadır ama gönülde koca bir yurt olur.
Hasankale işte öyle bir beldedir. Tertemiz havasıyla insanın ciğerini değil, ruhunu dolduran; suyuyla sadece bedeni değil, kalbi de arıtan bir yerdir.
Hasankale’ye adım attığınızda fark edersiniz: Burada hayat daha yavaş akar, söz daha tartılarak söylenir, bakışlar daha samimidir. Çünkü bu toprakların mayasında doğa kadar irfan da vardır.
Dağları dimdik, ovaları vakur bir sessizlik içindedir. Yaylalarında esen rüzgâr, insanın omzundaki yükü alıp götürür.
Kaplıcalarında sadece bedeniniz değil, yılların yorgunluğu da dinlenir.
Semaverde demlenen çayın tadı başka olur Hasankale’de; çünkü o çayın içinde emek vardır, sohbet vardır, hal hatır vardır. Bir yudum çay, bir ömürlük muhabbetin kapısını aralar.
Hasankale’yi Hasankale yapan sadece doğası değildir. Bu topraklar ilimle, irfanla yoğrulmuştur.
İbrahim Hakkı Hazretleri’nin hikmeti hâlâ bu beldenin üzerinde bir nur gibi dolaşır. “Arzda ve semada ayan olan” hakikat, Hasankale insanının gönlünde sade bir teslimiyetle yer etmiştir.
Mübârek mekândır Hasan Kal’ası,
Kamu zevke kândır Hasan Kal’ası,
Suyu hoş, hevâsı, kışı mutedil,
İrem'den nişândır Hasan Kal’ası...
Şair Nef’i’nin kelimelere sığmayan coşkusu, bu toprağın sesidir adeta.
Gönül ne gök ne elâ ne lâciverd arıyor
Ah bu gönül bu gönül kendine derd arıyor
Ne tende cân ile sensiz ümmîd-i sıhhat olur
Ne cân bedende gam-ı firkatinle rahat olur
Alvarlı Muhammet Lütfi Efendi’nin gönül dili, Hasankale’de hâlâ yankılanır; tevazu, edep ve muhabbet olarak…
Ehl-i iman basalar perlerime
Bir keder olmaya dilberlerime
Sırat-ı cümle selâmet geçeler
Cenneti alâda Kevser içeler
Dede Mahmut’un irfanı, Karaşeyh’in hikmeti, Nazlı Baba’nın gönül inceliği, Hasandede ve Vehbi Hazretleri’nin feyzi bu topraklara kök salmıştır.
Hasankale’de bir taşın kenarında otursanız bile, sanki bir büyük zatın nasihatini dinler gibi olursunuz. Çünkü burada ilim kürsüden değil, hâlden öğrenilir. İnsanlar çok anlatmaz; yaşar, yaşatır.
Kışı serttir Hasankale’nin ama öğreticidir. Kar, sadece yolları değil, kalpleri de temizler. Sessizlik çoğalır, insan kendisiyle baş başa kalır.
Yazı ise serin ve bereketlidir; yaylalarda çocuk sesleri, akşamüstü sohbetleri, toprağın kokusu birbirine karışır. Mevsimler bile Hasankale’de bir terbiye aracıdır; sabrı, şükrü, kanaati öğretir.
Hasankale insanı merttir. Az söyler, özü söyler. Misafirperverdir ama gösterişsizdir. Kapısını açarken de sofrasını kurarken de hesapsızdır.
Çünkü bilir ki paylaşmak bereketi artırır, gönlü genişletir. Bu yüzden Hasankale’ye gelen kendini yabancı hissetmez; sanki yıllardır buradaymış gibi bir aidiyet duygusu sarar insanı.
Ve ayrılık vakti geldiğinde anlar insan… Hasankale’nin bir şehir olmadığını, bir hal olduğunu.
Gittikçe büyüyen bir özlem bırakır ardında. Çünkü Hasankale, doyana kadar yaşanacak bir yer değildir. Her gelişte başka bir güzelliğini gösterir, her ayrılıkta biraz daha çağırır.
Sen ne güzelsin Hasankale…
Havanla, suyunla, insanınla, ilminle, feyzinle…
Doymadım sana, doyamadım.
Hasretin bile berrak, senin gibi. HASANKALE'M

